Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/herkesce/public_html/wp-includes/functions.php on line 4807
TÜRK SPORUNDAKİ ÇÖKÜŞ -

TÜRK SPORUNDAKİ ÇÖKÜŞ

83 milyonluk ülke olarak katıldığımız Olimpiyat organizasyonları olsun, Dünya-Avrupa Şampiyonaları olsun, tam bir başarısızlık çemberi içindeyiz. Eskiden en azından güreşte falan madalyalar alır, teselli bulurduk, bugün artık o da yok…

Merhabalar herkesce.net okurları.

Bu haftaki konumuz Türk sporunun son yıllardaki dibe vuruşu.

83 milyonluk ülke olarak katıldığımız Olimpiyat organizasyonları olsun, Dünya-Avrupa Şampiyonaları olsun, tam bir başarısızlık çemberi içindeyiz. Eskiden en azından güreşte falan madalyalar alır, teselli bulurduk, bugün artık o da yok.

Bu durumdan dolayı ne yaptık peki? Devşirme sporcularla kendimizi kandırma yoluna gittik. Bulgaristan’dan gelen halterciler, Afrika’dan gelen atletler, Çin’den gelen masa tenisçiler vs. Bu davranış, sonraki yıllarda da  tekrarlandı. Sporla ilgili kurumlar ve Gençlik Spor Bakanlığı, başarısızlıklarını örtmek için  devamlı yabancı ülkelerden sporcu ithal edip Türk vatandaşı yaparak madalya kazanmayı marifet sandılar.

Peki niye böyle oluyor ve neden sporcu yetiştiremiyoruz? Tabi ki başta eğitim önemli bir yer tutuyor. Sen daha ilkokul çağında “Matematik-Fen dersi daha önemli” diye Beden Eğitimi derslerini öğrenciden çalarsan olacağı budur. Yine “okulun camları kırılacak veya çok gürültü oluyor” diye Beden Eğitimi derslerini yasaklayan okul müdürlerinden; sporu teşvik etmeyen sisteme ve anne-babalara kadar herkesin bunda sorumluluğu vardır.

Yine ülkemizde kendisine pek rastlanmayan liyakat olayı da sporda nal toplamamızın sebeplerinden birisidir. Diyelim sporcu çok iyi çalıştı, bilimsel gelişmeleri takip etti ve kendini geliştirdi, başında da çok iyi bir hoca var. YETMEZ… Yani Türkiye’de yetmez. Çünkü sizin yarışmalara  katılmanıza karar verecek kişilerin tanıdığı, sevdiği, akrabası, velhasıl bir yakını olmanız lazım.

Niye?

Çünkü yurt dışına çıkılacak ve bunun maliyeti bir yerlerden karşılanacak. Haliyle kimse böyle bir yurtdışı fırsatını kaçırmak istemez. Ne olmuş ki yani!!! Seçmelerde birinci olan değil de, yedinci olan gitsin, değil mi? Yani şimdi bilmem ne bürokratın hatırı mı önemli, yoksa ülkenin madalya kazanması mı? Niye torpil için gelen bu tür insanlara “bakın burası  performansın, yeteneğin sözünün geçtiği yerler, ben buradaki diğer sporcuların haklarını yiyemem” denmez de, insan onuruna yakışmayan bu işlere girilir ki?


Yıllardır ülkemizdeki tüm olimpik spor branşlarının ve yönetiminin hâli içler acısı. Geçmişinde sporculuk olmayan, spordan anlamayan, hattâ daha da ileri gideyim, sporla ilgisi olmayan insanlar Federasyon başkanı yapıldı bu ülkede. Güya spor tesisi yaparız ama yaparken de en faydalı değil, en ucuz yapacak şekilde hareket ederiz. Örneğin bir atlet, tartan zemine ihtiyaç duyar, biz ise bodoslama asfaltı dökeriz. Yine sporcu antrenmandan sonra duşa girecek ama her nedense sıcak su olmaz. Sporcu soyunma odası pislikten geçilmez hatta saç kurutma makinesi bile zor bulunur.

Fakat bilmem nerenin yöneticisi, başkanı, genel müdürü geleceği zaman tüm soyunma odaları tepeden tırnağa tertemiz olur ve her şey bulunur içerisinde. Çünkü bizde yatırım orada spor yapacak olan için değil, orası ile hava atacaklar için yapılır.


Bir de olayın medya boyutu var. Ülkede futbol dışında başka spor branşı yokmuş gibi, neredeyse bütün programlar, yazılar futbol üzerine. Gerçi onca yatırıma rağmen futboldaki halimiz de ortada zaten. Şimdi başarı kazanıp ülkenin bayrağını göndere çektirmiş bir sporcuyu düşünün. Bu sporcu medyada tek satır bile yer alamazken, ülkeye hiçbir katkısı olmamış sıradan bir futbolcunun çarşaf çarşaf haberleri yayınlanıyor. Bu şekilde yeni nesli nasıl diğer spor branşlarına motive edebileceksin ki? Dikkat edin son yıllarda biraz olsun basketbol ve voleybol üzerine ilgi gösterildi. Onda da başarılar fazlasıyla geldi zaten. Bugün ülkemizde kaç kişi bu 3 branş dışında herhangi bir müsabaka izliyor ki? 2 tane milli yüzücü say veya 1 tane atlet ismi söyle desen ülkenin %90’ı cevap veremez.

Peki ne yapmamız lazım?

Öncelikle sporu bir yaşam biçimi olarak kabul edip, hayatımıza sokacağız. Avrupa ülkeleri örneğinde olduğu gibi, spor not tutularak yapılan bir ders değil, haftada bir kaç gün devam edilmesi gereken bir etkinlik şeklinde planlanmalıdır.
Yine ilkokul çağında yeteneği tespit edilen öğrencilere maddi ve manevi imkanlar sunacağız. İcabında spor bursları vereceğiz. Bu sporculara hayatlarını devam ettirebilecek maaşı vermezsen, onlara kendini geliştirebilecek yeni teknoloji ve tesisler kurmazsan, sporcu seçimini yetenek yerine torpil ile yaparsan, yetişecek sporcuyu da kaçırırsın, sporcu falan da yetiştiremezsin.

Ayrıca bu tür çocuklar için ilham kaynakları yaratılacak. Mesela hangi çocuk Naim Süleymanoğlu’ndan sonra halterci olmak istemedi ki, yine hangi çocuk Hidayet Türkoğlu’nun attığı basketlerden sonra basketbolcu olmak istemedi ki? Dışarıdan devşirme sporculara para vererek, belki 1-2 olimpiyatta başarı elde edebilirsin. Yalnız bu şekilde ancak günü kurtarabilirsin. İstikrarlı bir şekilde başarı sağlamak  için bu işi detaylı, disiplinli ve organize  bir şekilde kendi toplumunla uyum içinde yapman gerekir. 

Son olarak, bu işte bir sıçrama yapacaksak, bu öyle sıradan değil, devasa ölçülerde olmalı. Santim hesabı ilerleme ile başarı asla gelmez. Ayrıca süreci de kısa tutmalıyız ki, işin ciddiyeti  bozulmasın.

Sevgi ve saygılarımla…

                                                                                       Necip ERKAN

Anketler

Hagi mi Alex mi?

  • Hagi (55%, 46 Oylar)
  • Alex (45%, 37 Oylar)

Toplam oy veren: 83

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Necip Erkan

Necip Erkan

Amasya Taşova doğumluyum. İlk-Orta ve Lise öğrenimini Taşova'da tamamladıktan sonra, 19 Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesinden mezun oldum. Diyarbakır ve Çorum'daki öğretmenlik yıllarından sonra, İstanbul'daki çeşitli okullarda yönetici olarak görev yaptım. Şu an İstanbul Pendik Halk Eğitimi Merkezi'nde Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktayım.

Yorum yap

Bir Cevap Yazın

Haftanın Yazarı

Nazlı Öztürk

Nazlı Öztürk

1998 doğumluyum ve Sakarya'da yaşıyorum. Kendi kullandığım ürünleri, makyaj tüyolarımı, bakım tekniklerimi ve tariflerimi sizlerle paylaşmak için buradayım.