Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/herkesce/public_html/wp-includes/functions.php on line 4807
Kırmızı Kitap: Kendini İfade Et! -

Kırmızı Kitap: Kendini İfade Et!

Haklıyken haksız duruma düştüğünüz oluyor mu?
Nasıl olduğunu anlamadan bir şekilde suçlu çıktığınız tartışmalarda bulundunuz mu?
Kendi kendinizi yiyip bitirdiğiniz ve kendinizi bir türlü ifade edemediğiniz tartışmalar?
Peki sizi bu duruma düşüren gerçek haksız bunu nasıl yapıyor?
Kırmızı Kitap’a hoş geldiniz. Ben Emre Can Karaçay.
Bugün her zaman haklı çıkan insanların sırlarını ve fizyolojik bir ihtiyaç olarak “kendimizi ifade etme çabamızı” konuşacağız.

HER ZAMAN HAKLI ÇIKAN İNSANLAR VE KENDİMİZİ İFADE ETME ÇABAMIZ

Haklıyken haksız duruma düştüğünüz oluyor mu?

Nasıl olduğunu anlamadan bir şekilde suçlu çıktığınız tartışmalarda bulundunuz mu?

Kendi kendinizi yiyip bitirdiğiniz ve kendinizi bir türlü ifade edemediğiniz tartışmalar?

Peki sizi bu duruma düşüren gerçek haksız bunu nasıl yapıyor?

Kırmızı Kitap’a hoş geldiniz. Ben Emre Can Karaçay.

Bugün her zaman haklı çıkan insanların sırlarını ve fizyolojik bir ihtiyaç olarak “kendimizi ifade etme çabamızı” konuşacağız.

Şunu hemen belirtmem gerekiyor. Bu video sadece haksızken haklı çıkmaya çalışan insanları değil, aynı zamanda haklı ve kendini ifade edemeyen insanları da konu edinecek. Çünkü bazı insanlar; bazı konularda  gerçekten anlayışsız hatta dinleyişsiz olabiliyorlar. Bizi dinlemek dahi istemeyen birine kendimizi başarılı bir şekilde nasıl ifade ederiz bunu konuşacağız. 

İnsan anlaşılmak zorunda olan bir canlıdır. Toplumsallaşan her canlı gibi kollektif ve senkronize olmak zorundayız. Bize bunu dayatan şey ise çok basit. Ekmek yapmayı bilenin, ev yapmayı bilmiyor olması. Ev yapmayı bileninse kendini tedavi etmeyi bilmiyor olması. Yani toplumsal roller dağıtıldığı için bu sistemi yürütmenin tek yolu birbirimizi anlamak. Ancak burada ortaya bir sorun çıkıyor. Dünyadaki tek aşçı, tek inşaatçı ya da tek doktor biz olmadığımız için insanlar kendilerine uymayan her noktada bizden vazgeçebilirler. Bu da kendimizi neden ifade etmemiz gerektiğini açık şekilde gösteriyor.

Her zaman haklı çıkan insanlar temelde kendini iyi ifade eden insanlardır. O zaman kendimizi ifade etmeyi öğrenirsek, bu tür manipülatörlerin de numaralarını anlamış olacağız.

Yöntemleri en kolaydan en zora doğru sıraladım -ki bu da kendimizi ifade etmenin en az etkili yolundan en etkili yoluna doğru kısa ama işlevsel bir yolculuğa çıkacağız demektir.

BİRİNCİ YÖNTEM

Diyelim bir tartışmadasınız ve karşıdaki sizi suçluyor. (Suçlu olup olamamanız ya da kanıtlanmış olup olmaması önemli değil) şu el hareketi ile “sakin ol, dinler misin, neden bağırıyorsun?” ve benzeri kelimelerle karşıya belirli mesajlar göndermemiz gerekiyor. Bakın burada istediğimiz şey karşıdakinin sakin olması değil.  Zaten sakince dinliyor da olabilir. Bu telkini bir kaç defa tekrarladığınızda karşınızdaki kişiye şunu düşündürteceksiniz. “Bu kadar tepki aldığıma göre sakin değilim. Şu an öfkeliysem düşündüklerim ve kararlarım yanlış olabilir. Dinlemeliyim.” Birinci davranışımızı karşıdaki kişi sinirlenerek zaten sakin olduğunu söyleyene kadar devam ettirmeliyiz.

Eğer iletişime kapalı bir insanla karşı karşıya iseniz. Bu davranış karşıdakinin ket vurulmuş zihnini, dinlemeye hazır hale getirecektir. Her zaman haklı çıkan insanlar da bilinçli ya da bilinçsiz bu davranışı sergiler.

Bu etik bir manipülasyondur. Çünkü tüm sorunların asıl sebebi iletişimsizliktir. Ortadaki sorunu bir şekilde konuşmalıyız. Bu yöntem size konuya girmek için küçük bir yol açacaktır. Gerisi size kalmış.

Siz de bu duruma maruz kalmak istemiyorsanız, dinlemeyi en başta kabul edin. Kırmızı Kitap bu konuda: “Fikirlerini sorgulatacak cesareti olmayanların, fikirlerinden şüphesi vardır.” der.

İKİNCİ YÖNTEM

Her zaman haklı çıkan insanlar bir şeyi çok iyi anlamıştır. Siz de kendinizi ifade etmek için bunu anlamak zorundasınız. Her insanın kutsal gördüğü şeyler vardır. Kimi için din, kimi için milliyet, kimi için futbol takımı vs. Bu kutsallar genelde toplumdan kaynaklanır. Toplumun ayakta durması için ortak kutsallara ihtiyacımız vardır. Kutsallar bir sevgiden de ortaya çıkmış olabilir, bir korkudan da… İşte manipülatörler bu olguları iyi tanır. Toplum için ortak kutsalları bulur ve sizin buna saldırdığınızı, herkesin anlayacağı bir şekilde dile getirir. Eğer sizi çektiği tuzağı fark etmezseniz, yarattığı algı içerisinde hedef haline gelirsiniz.

Kırmızı Kitap der ki: “Bir toplum ne kadar az gelişmişse o kadar kutsala sahiptir.” Bundan dolayı ağzınızdan çıkan her şey kutsala hakaret olarak yansıtılabilir. Ancak bu aynı zamanda bir avantajdır. Bu kadar esnek bir dile sahipsek, kendimizi bu iftiralardan çok kolay sıyırabiliriz. 

Az önce bahsettiklerim; iki kişi arasında çıkan haklılık savaşı için de geçerlidir. Söz konusu iki insan için kutsal ilan edilmiş olgular da aynı şekilde manipüle edilebilir.   

ÜÇÜNCÜ YÖNTEM

Her zaman haklı çıkan insanlar karşıdakinin sinirlerini bozarak kendilerine hakaret edilmesini sağlarlar ve bundan bir mağduriyet yaratırlar. İşte tam burada o muhteşem sözcükler dökülür ağızdan. “Tabi ben zaten en kötüyüm, seni hiç mutlu etmedim, zaten geçen gün yardıma ihtiyacın olduğunda yetişen ben değildim.” Tüm bu sözlerin amacı hatırlatmaktır. Size yaşattığı kötü şeylerin üzerini, iyilikleriyle örtme çabasıdır. Duygu yoğunluğunuz onun hatırlattığı anılar dışında bir anıyı hatırlamanızı engelleyecektir. Bu da kötü anılara değil, iyi anılara odaklanmanızı sağlayacak ve sizde pişmanlık duygusuna sebep olacaktır.

DÖRDÜNCÜ YÖNTEM

Topluma yapılanı kişiselleştirmek ve kişiye yapılanı toplumsallaştırmak.

Mesela haklı arkadaşımız x adlı bir filmi seviyor olsun ve siz “x filmi çok amatörce.” Demiş olun. Gelecek cevap: “ne yani sen bana kültürsüz mü diyorsun?” benzeri bir cümle olacaktır. Burada amaç sizin onun şahsına karşı bir söylemde bulunmadığınızı anlatmak için savunmaya geçmenizi dolayısı ile psikolojik olarak sünmenizi sağlamaktır. Aynı şekilde arabesk dinleğini varsayalım “senin dinlediğin müzikleri beğenmiyorum” dediğinizde “Ne yani sen arabesk müzik dinleyenlere hakaret mi ediyorsun?” diyecektir. Çünkü toplumu arkanıza aldığınızda çok daha hızlı kabullenilir ve güçlenirsiniz.    

Şimdi tüm dikkatinizi bana vermenizi rica ediyorum. Az önce anlattığım şeyleri beden dili, davranış bilimi gibi konularla biraz yoğun ilgilendiğinizde zaten bilinçli ya da bilinçsiz uygularsınız. Şu an anlatacağım şey ise az önce bahsettiğim yöntemlerle birleştirilğinde iletişimle olan tüm sorunlarınızı çözecek olan yöntem. Bu konuya başta değinmeme sebebimse yalnızca buraya kadar izleyen ve söylediklerimi değerli bulan insanlara, bir değer katma çabası.

Ne dersek diyelim haklı çıkanların yaptığı tek şey vardır. Sizi kendisinin iyi olduğu alana çekebilmek. Kendi fedakarlıklarının olduğu yönden baktırmak. Ancak size bu yönden baktırmanın yolu sadece “ben sana iyilik yaptım, seni sevdim, sana iş verdim” gibi her şeyi net şekilde yüze vurması değil. Eğer bu kadar basit olsaydı, herkes sadece yaptığı iyilikleri konu ederek her istediğine sahip olurdu. Bu biraz daha derin.

BEŞİNCİ YÖNTEM

Tanımlaşmak.

İnsan anlaşılmak için tanımlara ihtiyaç duyar ve bu ihtiyacı için bir kaç araç geliştirmiştir. En önemli araç ise dildir. İnsan doğduğu andan itibaren dil denilen kendini ifade etme aracı ile karşılaşır. Belli bir yaştan sonra ise bu aracı kullanmaya başlar. Dil; kelime denen kodlar sayesinde hayat bulur.  Kelimeler, kendimizi karşıya ifade etmemizi ya da karşımızdaki kişinin zihnindekileri anlamamız için oluşturulmuş ve üzerinde uzlaşılmış kodlardır. Hangi dili biliyorsak o dili bilen tüm insanlar kodlarımızı çözümler ve kendimizi ifade etmemize olanak tanır.

Mesela; “Kitaplık, yatak, dağ” kelimeleri türkçe bilen herkes için nesnel olarak aynı şeyi ifade edecektir. Somut nesneler söz konusu olduğunda daha kolay çözümlenebilir kelimelerle karşılaşırız. Söz konusu soyut şeyler olduğunda her şey biraz daha karmaşıklaşır. Bu yüzdendir ki “aşk, yaşam ve sanat” hepimiz için farklı şeyler ifade eder. Birisi için sanat sadece güzel olanın gösterilmesi iken diğeri için acıların yansıtılması için bir araçtır. Kimisi yaşamı “lüks içinde boğulmak” olarak tanımlarken kimisi için yaşam mücadele ettiği bir hastalığa karşı galip gelme durumudur.

İşte tanım budur. Bir şeyin bize ne ifade ettiğine göre tanımlarımız birbirimizden farklılaşır.

Her zaman haklı çıkan insanların yaptığı şey hayatındaki tanımların kendisi için ne ifade ettiği üzerine düşünmüş olmasıdır. Kendinizi ifade etmek için sizinde bunu yapmanız gerekir.

Tanım hatası ise; araç kelimesini duyduğunuzda aklınıza gelen ilk şeyin otomobil olmasıdır. Halbuki araç bizi amaca götüren her şeydir. Bir tornavida ya da bir insan yerine göre bir araç olabilir.

Tanım hataları hayatımızın her anını etkiler. Çalıştığınız insanlarla aynı tanımlara sahip değilseniz, işinizde başarılı olamazsınız. Sevdiğiniz kişiyle aynı tanımlara sahip değilseniz, sürekli sorunlar yaşayıp tartışırsınız. Sizi nasıl anlamadığını anlamadığınız,  “bunu bir aptal bile anlar” dediğiniz o şeyi karşıdakine ifade edememenizin sebebi tanımlarınızın farklı olmasıdır. Yani kimin doğru tanıma sahip olduğunu bir kenara bırakırsak aslında tüm sorun tanımlarımızın farklı olmasıdır.

Daha iyi anlaşılması için bir örnek vereceğim.

Bir arkadaşınıza gittiniz ve ona “mükemmel bir iş fikri buldum” dediniz. Sizin için “mükemmel” kelimesinin karşılığı “çok para getiren” bir iş iken, onun için belki de “çok emek vermeye gerek olmayan” bir iş olabilir ya da ikiniz için de mükemmel iş fikri çok parayı ifade ediyordur ama ikiniz içinde “çok paranın” miktarı farklıdır. Biriniz için çok para 10 bin TL iken diğeriniz için 1 milyon TL olabilir.

İşi kurup 10 bin TL kazandığınızda siz sevinçli iken, arkadaşınız “hani çok para kazanacaktık, kandırdın beni!” diyerek sizi suçladığında tanım hatası dediğimiz durumun ne kadar kötü sonuçlar yarattığını görmüş oluruz.

Peki ne yapacağız?

Tanımlarımızı eşitleyeceğiz. 

Nasıl yapacağız?

Benim yaptığım gibi. Hayatımın her anında bir tartışmaya girmeden önce tanımları eşitlerim. Tartıştığımız konu ne olursa olsun. Öncelikle o konuda geçen anahtar kelimelerin ikimiz içinde aynı şeyi ifade ediyor olması gerekir. Buna tanımlaşmak ismini verdim. Tanımlaşmak için de önce kendi duygularımızı ve düşüncelerimizi doğru tanımlamalıyız. Sevgi, nefret, merhamet, ölüm, yaşam gibi tüm duygu ve olgularımızın ne anlama geldiğini öğrenmeli ve sonrasında karşımızdakinin de aynı tanımlara sahip olması için açıklamalar yapmalıyız. Kendini ifade etmenin en kolay yolu, ifade etmek istediğin şeyi doğru tanımlamandır.

Kırmızı Kitap der ki; Tüm kavgalar aynı düşüncede olmayan insanlar arasında değil, aynı tanımlara sahip olmayan insanlar arasında geçer.

EMRE CAN KARAÇAY

Anketler

Hagi mi Alex mi?

  • Hagi (55%, 46 Oylar)
  • Alex (45%, 37 Oylar)

Toplam oy veren: 83

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Emrecan KARAÇAY

Emrecan KARAÇAY

1995 yılında Malatya'da doğdum. Amasya Üniversitesi Raylı Sistemler İşletmeciliği bölümünden mezun oldum. İnönü Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünü yarıda bıraktım Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon son sınıf öğrencisiyim. On yılı aşkın tiyatro ile aktif şekilde uğraştım, şimdilerde kısa film çekmekle uğraşıyorum.

emrece@herkesce.net
emrecank.eck@gmail.com

Yorum yap

Bir Cevap Yazın

Haftanın Yazarı

Nazlı Öztürk

Nazlı Öztürk

1998 doğumluyum ve Sakarya'da yaşıyorum. Kendi kullandığım ürünleri, makyaj tüyolarımı, bakım tekniklerimi ve tariflerimi sizlerle paylaşmak için buradayım.