Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/herkesce/public_html/wp-includes/functions.php on line 4807
Kırmızı Kitap: Kahramanını Yok Et! -

Kırmızı Kitap: Kahramanını Yok Et!

Etrafınızda hayran olduğunuz birileri var mı?

Hatasız olarak gördüğünüz?

Sevdiğiniz şeylere karşı algınızı değiştirebilecek ve bir kaç cümlesiyle sevdiğiniz bir şeyi gözünüzden düşürebilecek biri?

“Ya bu adam garip, bu kadın başka bir auraya sahip” dediğiniz biri?

Herkesin karşısına en az bir kere böyle biri çıkmıştır.

Peki nedir bunun alametifarikası?

Etrafınızda hayran olduğunuz birileri var mı?

Hatasız olarak gördüğünüz?

Sevdiğiniz şeylere karşı algınızı değiştirebilecek ve bir kaç cümlesiyle sevdiğiniz bir şeyi gözünüzden düşürebilecek biri?

“Ya bu adam garip, bu kadın başka bir auraya sahip” dediğiniz biri?

Herkesin karşısına en az bir kere böyle biri çıkmıştır. Peki nedir bunun alametifarikası?

Hayat çoğu zaman bir yola benzetilir. Antik tasvirlerde de günümüz felsefesinde de sıkça buna vurgu yapılır. Hayat bir yoldur ve bu yolda bizim gibi milyarlarca insan; yürümekte, koşmakta, düşmekte, sürünmekte ve kalkmakta.

Yüzeysel olarak aynı yolu yürüdüğümüzü düşündüğümüz bu insanlarla kendimizi sık sık kıyaslarız. Bu kıyasların bir çoğundansa büyük galibiyetlerle çıkarız. Lakin bir yere geliriz ki orada biri vardır ve gariptir. Kelimenin tam anlamıyla gariptir. Kıyas tutmaz, ezberimizi bozar, inşaa ettiğimiz fikirleri tersyüz eder, üstelik bunları yaparken hiç hata yapmaz. Kusursuzdur. 

Aklınıza aptalca bulduğunuz bir film getirin ve yine kusursuz kişinin o filmi büyük zevkle izlediğini düşünün. Bir tarafta gerçekten etkilendiğiniz, seçilmiş bir insan olduğunu düşündüğünüz birisi ve diğer tarafta saçma bir film…

Bu karmaşadan çıkacak sonucu söyleyeyim mi? O aptal filmde bir anlam arayışına gireceksiniz ve zorlama da olsa bir anlam bulacaksınız. Ne değişti peki? Film aynı film, üstelik bu filmi arkadaşınız, sevgiliniz, anneniz, babanız da zevkle izliyordu ama o izleyince aniden anlamlı bir hâl aldı.

Bir kaç saniyeliğine bu olayı düşünün ve eğer o saçma filme anlam yüklediyseniz bir tür algı oyunu içerisinde olduğunuzu kabullenin.

Algı herhangi bir şeyin gerçekliğiyle bizim onu nasıl gördüğümüz arasındaki orandır.

Görselde de gördüğünüz gibi ortadaki rakamın kaç olduğundan bağımsız; nasıl görüyorsak onu kabul ederiz. Üstelik ortadaki bir rakam değil “g” harfi de olabilir.

Her insan hayatının hemen her noktasında birileri tarafından algısal bozukluklara maruz bırakılır. Bir kısmı bunu fark eder ve daha küçük bir kısmı ise bunu kontrol eder. Fakat çok çok az insan başkalarının da algısını yönetmeyi keşfeder. Bunu yapmanın bir çok yöntemi vardır. Üstelik hemen herkeste denenip başarılı olunabilir. Ne kadar zeki olduğunuz ya da ne kadar zeki hissettiğiniz bu tuzağa düşmenize engel değildir.

Çünkü bu tuzak; bir oltayla küçük balık avlamak değil, bir ağla bir çok balık yakalamak üzerine kuruludur. Yani tek kurban siz olmadığınız için bunun gerçek mi yoksa algı bozukluğumu olduğunu anlayamazsınız. Ağın içinde olsanız da hâlâ suyun içinde olmak size her şeyin yolunda gittiği izlenimini verecektir.  

Peki kim bu?

Eğer o kişi aklınıza gelmediyse Kırmızı kitap burada yardımıza yetişecek; “Algınızla kimin oynadığını bulmak istiyorsanız, kimi kusursuz bulduğunuzu düşünün.” Çok açık değil mi?

Algınızla oynayanlar; akıllı olabilir, zeki olabilir ama herkes gibi onlar da kusursuz olamazlar. En fazla siz öyle sanıyor olabilirsiniz. Böyle düşünmenizi sağlayan şey ise onun sizin üzerinizdeki etkisidir. 

Üstelik bu etkiyi üzerinize bırakmak için yapması gereken tek şey; hazır olun söylüyorum.

HİÇ BİR ŞEY!

Evet. Bu da demek oluyor ki birini etkilemek için yapmanız gereken tek şey hiç bir şey yapmamanızdır.

Kusursuz olduğuna inandığınız kişiyi tekrar gözünüzün önüne getirin. Çoğu zaman toplu aktivitelerden uzak kalmak ister. Genelde birebir görüşmelerde bulunmak ister. Hatta mecbur kalmadıkça bir bahane sunarak görüşmeleri en aza indirger.

Şimdi şu soruları soralım…

Onunla ne sıklıkla görüşüyorsunuz? Ne sıklıkla geek bir konu üzerine konuşabiliyorsunuz? Aynı yakınlıktaki başka bir tanıdığınızla daha sıkı bir ilişkiniz var,  daha çok konuşuyorsunuz ama “kusursuz insanla” her zaman daha az görüşebilir, daha az konuşabilirsiniz. Nedeni çok basit az görüşüyorsunuz çünkü onun totaldeki gücü bundan ibarettir. Tüm gücünü ve saygınlığını eylemsizliğinden alır.

Can alıcı noktaya geldik.

Mesela ben hayatımda bir kez olsun koşu yarışında yenilmedim. Cümleyi burada bırakırsam benim çok iyi bir koşucu olduğumu düşüneceksiniz. Yenilmedim çünkü kimseyle koşu yarışına girmedim. Aslında zaten başaramayacağım bir şeyi hiç eyleme dökmeyerek gözünüzde yükseldim. Yani kurduğum hileli cümleyi sizin belleğinizdeki bilgilerle tamamladım. Kusursuz olmanın tek yolu eylemsiz olmaktır.  

“Peki ama eylemsiz değil ki. Ben bir çok başarısına şahit oldum!”

Daha önce ilüzyon gösterisi izlemiş olanlar anılarını gözünde canlandırsın lütfen. İlüzyonistler her zaman en güçlü gösteriyi en sona saklarlar. Bunun sebebi sandığınız gibi tüm gösterinin ilgiyle izlenilmesi değildir. Küçük gösterilerle başlarlar mendil kaybederler, tavşan çıkartırlar çünkü size bir ilüzyon gösterisinde olduğunuzu hatırlatırlar. Zaten siz de ilüzyon gösterisine, bir açık yakalamak için gitmezsiniz. Kandırılmak için gidersiniz.

Bunun yanısıra bu basit ama iyi işleyen gösteriler sizde bir tür algı bozulmasına sebep olur. Sizi alıştırır. Sihir yaptığına inanmanız için zorlar. Çünkü insan beyni böyledir. Bir kez algınız bozulduysa geri kalan tüm taşları o algı bozukluğunun üzerine inşa edersiniz. Tüm bu inşa sonunda sihirbaz inanılmış ve siz de inandırılmış olursunuz. Her şey bundan sonra çok kolaydır. Artık, sihirbazın ne isterse yapabileceğine inanmış beyinleriniz tüm hataları görmezden gelir. Sihirbaz zor oyunu sona saklar çünkü hata yapma ihtimaline karşı; sizin, onun hatalarına değil yeteneğine odaklandığınız anı bekler.

Eğer hayran olduğunuz kişi de hata göremiyorsanız ve eylemsiz olduğunu düşünmüyorsanız onun küçük numaralarını görüp, “bunu yapan bunu da yapar zaten” benzeri düşünceyle algınızın üzerine bir gerçeklik inşa etmişsinizdir.

“Hayır bunlar değil, başka bir şey. Bunların hiç biri onda yok!” diyorsanız.

O zaman geriye tek sonuç kalır. Kırmızı kitap bu konuda şöyle der; “Bir insan yeterince cesursa, tüm aptallığı, bencilliği hatta ahlaksızlığı görmezden gelinir.” Bunun toplumumuzda örneği çok değil mi? Hemen gözünüzde canlandı.  Neyse 😊

En acısı da birine duyduğumuz hayranlığın, onun ahlaksızlıklarını görmezden gelecek kadar kör edici olmasıdır. “Şu ünlü karısını dövmüş” denildiğinde, “gerçek bir sebep olmasa dövmez.” deriz.  “Şu dünya starı pedofiliymiş“  dendiğinde ise “Ben sadece müziğiyle ilgileniyorum.” diye karşılık veririz. “Yolsuzluk var” denildiğinde ise “Çalıyor ama çalışıyor.” deriz.

Peki ne işimize yarayacak tüm bunlar?

Kırmızı kitap ve ben size bir şeyler öğretmeye çalışmıyoruz. Zaten yaşantınızda olan şeyleri keşfettirmek için uğraşıyoruz. İnsan bazen bir durumun içerisinde olduğunu anlayamayabilir. Mesela şu ana kadar bir ekrana baktığınızı değil de videonun içerisinde olduğunuzu sanmanız gibi. Bu bilgilerle ne yapacağınız sizin bileceğiniz iş. İster algı bozukluklarınızı gidermek için ipin ucu gibi çekin. İsterseniz tüm konunun öznesi olan insanlardan “kusursuzlardan” biri olun. İkinci seçeneği uygulayacaklar için Kırmızı Kitap’ın bir uyarısı var;

“Eğer tüm dünyanın dilsiz olduğuna emin değilsen, kelimeler üzerine imparatorluk kurmaya kalkma.”

Ve yine Kırmızı kitap der ki; “Yarattığın tüm sahte kahramanları yok et. Ancak o zaman içindeki kahramanı harekete geçirebilirsin.”

Emre Can Karaçay

Absürt Komedinin Atası “Varsayalım İsmail”

Anketler

Hagi mi Alex mi?

  • Hagi (55%, 46 Oylar)
  • Alex (45%, 37 Oylar)

Toplam oy veren: 83

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Emre Can Karaçay

Emre Can Karaçay

1995 yılında Malatya'da doğdum. Amasya Üniversitesi Raylı Sistemler İşletmeciliği bölümünden mezun oldum. İnönü Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünü yarıda bıraktım Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon son sınıf öğrencisiyim. On yılı aşkın tiyatro ile aktif şekilde uğraştım, şimdilerde kısa film çekmekle uğraşıyorum.

Yorum yap

Bir Cevap Yazın

Haftanın Yazarı

Nazlı Öztürk

Nazlı Öztürk

1998 doğumluyum ve Sakarya'da yaşıyorum. Kendi kullandığım ürünleri, makyaj tüyolarımı, bakım tekniklerimi ve tariflerimi sizlerle paylaşmak için buradayım.