Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/herkesce/public_html/wp-includes/functions.php on line 4807
İkinci Teknik: (Geleceğe Özneden Bakmak) -

İkinci Teknik: (Geleceğe Özneden Bakmak)

Öngörü-6 “İkinci Teknik: (Geleceğe Özneden Bakmak)”

Değerli herkesce.net sakinleri,


Öngörü serimizin son yazısı bu.


Korona sürecinin yoğun yaşandığı günlerde tek soru “neler oluyor” sorusuydu. Gelecekle ilgili büyük endişeler yaşanıyor, yıllardır süren uykudan böylece uyandırılıyorduk. Bu sebeple öngörü yazıları ilgi ile dinleniyordu. Şimdi süreç hafifledi. Tekrar uykuya daldık. Aramızda tatil planları yapmayan var mı? Eminim tek kişi bile yoktur.


Geçtiğimiz yazılarda önemli öngörülerde bulunmuş, büyük laflar etmiştik. Geleceğe “abartı” felsefesi ile bakmış, lakin yazılarımın değeri istediği düzeye alaşmamıştı. Belki ikinci pandemi dalgasında anlaşılacak hepsi. Tekrar uyandırılğımızda… bu şu demektir, ikinci dalga muhakkak gelecek -ondan kaçamayacağız- ve bu ikinci dalga çok yakında yaşanacak. Eminim o zaman Ercan ne diyordu, ne demişti diye tekrar bakılacak. Bende ikinci yazı dizisine o zaman başlayacağım. İnşallah haklı çıkmam, inşallah yanılırım, pandemi süreci bu kadar kalır, benimde gelecekle ilgili yazı yazmama gerek kalmaz.


Şu Koronalı günlerden hiçbir şey anlamdıysak bile şunu çok iyi anladık: Sanallık ve gerçeklik savaşında, sanallığın (dijital gelişmelerin) değeri ne kadar yükseldi ise gerçekliğin değeri de yani doğanın değeri de o kadar yükseldi. Doğanın önemi bin kat daha arttı. Evde kalarak, doğayla beraber kendi iç dünyamıza yöneldik. Koranalı günlerde oluşan bu farkındalık düzeyi aldığımız en iyi haberdi.


Biliyorsunuz beynimiz metaforlarla (benzetmelerle) düşünür ve çalışır. Örneğin, Einstein, o muthiş teorilerine meteforlarla ulaşmıştı. Örneğin Kasparov santranç şampiyonluklarını metoforlara borçluydu, stratejilerini, tekniklerini, oyunlarını metaforlarla geliştirdi. Metaforun önemi böylece anlaşıldıysa, bu son yazımıza yine son bir metaforla başlayalım:
Adana’da Pusathan Yörük isminde çok çok değerli bir dostum vardı… sohbet sırasında şöyle bir şey söylemişti; “kaba dayı kimdir bilir misin?” demişti. Bende sordum tabi ki, kimdir kabadayı diye… “Düşünki, iki kişisin ve bir birbirinizin parmağını ısırıyorsunuz. Aslında ikinizinde canı yanıyor ama ilk kim çekilirse diğerine kabadayı denir” demişti… metaforumuz Pusathan’ın anlattığı bu hikayedir.


Dünyaya atılan Pandemi bombası ile devletler birbirinin parmağını ısırıyor ve aslında her devletin canı fazlası ile yanıyordu. Hemde çok yanıyordu. Ekonomik, siyasal, ölüm sayıları açısından, halkın paniğe düşmesi açısından, Avrupa’da başarısız sağlık politikalarının ortaya çıkması açısında…. kim pes ederse diğeri dünyanın kabadayısıdır.


Az laf etmiyoruz hani şimdi; batan onlarca şirketi, yaşanan panikleri, ölen milyonlarca insanı normal karşılamış oluyoruz aslında. Dile kolay söylemler bunlar. Ama korona bombasına hangi ülke dayanırsa belli ki o ülke dünyanın lider ülkesi olacak. Ekonomik gücün, siyasal gücün, askeri gücün pandemi karşısında hiçbir önemi kalmamıştır. Halkına değer veren, önem veren, sağlık ve sigorta sistemi güçlü olan ülkenin önemi ortaya çıkmıştır. Nede olsa doğal yaşama en yakın ülke en önemli ülkedir.


Görünen o ki, Türkiye’nin parmağı diğerlerine göre en az acıyan parmak oldu: “biz bize yeteriz” yaklaşımı dünya genelinde en başarılı iç direnç olarak kendini gösterdi. Sosyal mekanizmamız çok güçlüydü… sonuçta sosyolojik anlamda biz doğuyu da temsil ediyor, bu yüzden “ biz” toplumu özelliği taşıyorduk.


Türkiye lider ülke olarak ve dünyada sığınılacak emin bir ülke olarak, sağlıkta güvenilir, halkına sahip çıkan güçlü bir psikolojik üstünlük olarak, sosyal güvenlik yasaları olarak kendi önemini gösterdi. Burada söylemek istediğim başka bir durum daha var. Birinci parmak ısırma raundunu kazandık. Burası tamam. Ama ikinci dalga geldiğinde ki muhtemel önümüzdeki kış gelecek, geldiğinde Türkiye tüm tedbirlerini almış olarak yine de artan ölüm sayıları karşısında endişe etmeyen, kendine inancını yitirmeyen, kapanan yüzlerce şirkete rağmen, ekonomik zararlara rağmen, büyük can kayıplarına rağmen panik yaşamazsa, bunu sıcak savaş dönemlerindeki gibi seferberlik zamanlarındaki gibi görerek sürdürürse işte o zaman kazanacak ülkeler arasında olacaktır.


Gelecek dalga için yüksek bir bilinçlendirme seferberliği istiyorum. Tatile çıkmayın, uyanık kalın istiyorum. Bu bir iktidar meselesi değildir, bu bir siyasi parti meselesi değildir. Bu bir istikbal meselesidir. Gelecek ikinci dalgada halkın panik duygusuna kapılmamasını fazlasıyla önemsiyorum. Bir savaş gibi düşünelim konuyu, ölülerimiz birer şehittir, kalan sağlar bizimdir demeliyiz.


Öyle oturduğun yerden söylemesi kolay diyenler var, duyuyorum. Lütfen öyle düşünmeyin. Geçen yazımda bir sağlık çalışanı olduğumu söylemiştim. Şöyle bir hikayem var anlatayım size; bu Mart ayının sonu idi. Hastanemizde pandemi acil servis yeni kuruluyordu. Ülkede tüm hastaneler hazırlıklarını yeni yapmaya başlamıştı, televizyonlarda sürekli Çin’den ölüm haberleri veriyordu. Zihinler ilk şoku yaşıyordu. İlk zamanlardan bahsediyorum. Yeni açılan pandemi servislerinde pek kimse çalışmak istemiyordu o zamanlar için. Küçükten mırınkırın sesleri çıkıyordu. Öyle pek kimsenin pandemide çalışmak istemediği zamanlardı. Akabinde servislerin çoğu pandemi servisi oldu, hastanede herkes zorunlu olarak bu servislerde çalıştı. Allah var, tüm sağlık çalışanları özveri ile çalıştı tabi. Destan yazdı. Seferberlik zamanlarındaki gibi, özverili çalışmalar zirve yapmıştı.


Ama ilk zamanlardan bahsediyorum şimdi, ilk şok zamanlarından. İşte o zamanlardı, Başhekim sekreterine gittim, yeni açılan pandemi servisinde çalışmak istediğimi söyledim, “nede olsa yaşam koçluğu yapıyoruz, kişisel gelişim seminerleri veriyoruz… Hiçbir şey yapmasam da Korona’dan yatan hastalara psikolojik destek veririm, moral ve motivasyonlarını artırırım” demiştim. Ertesi gün Başhekim çağırmış; “bu duyarlılığından dolayı teşekkür ederim” demişti. İki doktorun da gönüllü çalışmak istediğini o zaman öğrenmiş oldum. Demek istediğim oturduğum yerden konuşmuyorum, varlığı ortaya koymuştum. İnsanların acısı ile ilgili yazı yazmak elbette kolay değil, farkındayım demek istiyorum.


İnsanlık tarihi açısından çok önemli bir dönüm noktasından geçtiğimizi unutmadan sosyokültürel ve sosyoekonomik hayatımıza devam etmeliyiz. Yeni bir çağın arifesindeyiz. Ve bu çağın lideri psikolojik üstünlüğe sahip, acıya dayanıklı ülke olacaktır. Yarın ikinci pandemi dalgası (inşallah gelmez), geldiğinde; ölüm sayısının daha fazla artması insanların korkuya ve çaresizliğe yönlendirmemeli ve hiçbir panik havasına meydan vermemeliyiz diyorum. Tekrar ediyorum, sonuçta en güçlü sağlık sistemi, anlaşıldı ki Türkiye’nin sistemidir. İkinci hatta üçüncü dalgada yaşansa paniğe gerek yoktur.


Bir gelecek bilimci olarak, tavsiyelerde bulunduktan sonra, genel değerlendirme cümlelerime devam etmek istiyorum.


Değerli dostlarım,


Örüntüden yararlanarak geleceği okumaya çalışıyoruz, olanın hepsi budur. Varlık hangi ritimde değişiyor ona bakıyoruz. Bugünü düne bakarak, yarını da bugüne bakarak koca koca çıkarımlarla anlamaya çalışıyoruz. Böylece öngörü hakkında elimizde bir çok bakış açısı oluşmuş oluyor. İkinci öngörü tekniği ile öngörü bilgilerimizi şimdi böylece tamamlayacağız.


Hazırsanız ikinci tekniğimize giriş yapalım:


İlk Bing Bang’ten (Büyük Patlamadan) bugüne evrenin genişleyerek dağılmasını düşünün. Bu dağılmaya entropi deniyor. Evrenin genişleyerek dağılmasının içinde Samanyolu galaksisi de genişleyerek dağılıyor, Samanyolu galaksisi içinde güneş sistemi de genişleyerek dağılıyor. Konuya tersinden bakarsak, evrenin oluşumunu zihnimizde geriye sararsak, bu kadar muazzam enerjinin başlangıca doğru çekildiğinde daha nasıl muazzam bir enerji kaynağı olduğunu düşünün istiyorum.

Bu ilk patlamanın muazzam gücünü tasavvur edebilmemiz mümkün mü? İmkansızdır. Kaldı ki evreni şu hali ile bile tasavvur etmemiz imkansızıdır. Bunun gibi, öznede ilk insandan bugüne genişleyerek dağıldı. Buna “öznenin entropisi” denir. Ve bugün insanoğlunun icat ettiği tüm keşifleri üreten enejisini düşünün ve bu enerjiyi toplayarak bir önceki çağa geri dönün, bir önceki çağın büyük keşiflerini de toplayın, bir önceki çağa daha geri dönün ve en son avcı toplayıcı çağın insanının yani öznesinin o muazzam potansiyel gücünü anlamaya çalışın.


Düşünün bir kere; Avcı toplayıcı çağda okla, yayla uğraşan, avlayarak ve toplayarak karnını doyuran, ateşle ısınan insandan; kaloriferle ısınan insana, ok ve yaydan atom bombası üreten, toplayarak beslenen insandan fabrikada üreterek beslenen, internet sitelerinden alışveriş yapan insana dönüştük, göçelikten tatil yapan yapan insana dönüştük. Büyük bir entropi yaşadı insan oğlu. Bu gelinen noktadan geriye sardığımızda ilk insanın içinde ne kadar muazzam bir değişim ve dönüşüm gücü olduğunu tasavvur etmenizi ve bunun imkansız olduğunu görmenizi istiyorum.. İlk insan çok çok muazzam bir yapıdaydı. Üstündü işte. Hem de çok üstün.


İmkansız diyorum ama muazzam o gücü anlatan bir ayna bulursak işimiz bir nebzede olsa kolay olacak. Ben zaten ilk insanın muazzam gücünü tasavvurlarımıza yakınlaştırmak için buradayım. Bu soruya cevap vermek için buradayım…


Fizik, Bing Bang’ı nasıl geliştirilen teorilerle evrenin başlangıcını; bugünleri ve yarınları anlamak için kullanıyorsa, bizde o güçlü ilk insanın başlangıcını tabiata bakarak anlayacak ve böylece bugünü ve yarını anlamlandırabileceğiz. Olay budur. Çünkü tabiat, başlangıç şartlarına hassas bağlı kalarak gelişir. İkinci öngörü tekniğimiz bu ilk muazzam güçlü insanı, kendi başlangıç şartlarına bakarak anlamaya, onuda tabiata bakarak anlamaya, böylece geleceğin öznesini öngörmeye çalışıyoruz. O ilk insan bir özne olarak nasıl bir içsel bileşenle oluşmuşsa, bugün genişleyerek dağılan öznesi, kendi içinde sıçramalarla bugünü şekillendirmiş ve yine aynı sıçramalarla yarını öyle şekillendirecek durumdadır…


Uzatmadan hemen cevaba dalalım.


İlk insanın öznesi veya bu öznenin içsel bileşeni dört unsurdan oluşur. Akıl, benlik, kalp ve bedenden oluşur… Bu bileşenler tabiatın dört unsuru olan, hava, toprak, ateş ve su unsurları ile birebir özdeştir.. Tabiatın dört unsuru ile öznenin dört unsuru birebir aynı özelliklere sahiptir.


Şu an size, çok özel bir bilgi paylaştığımı belirtmek istiyorum. Buradaki eşleşmeye dikkat edin lütfen. Bu tespitte biraz kalalım.


Akıl hava bileşeni ile, Benlik ateş bileşeni ile, Kalp su bileşeni ile, Beden toprak bileşeni ile eşleşir. Tabiatın dört unsuru ile öznenin dört unsuru özdeştir. Aynı özelliklere sahiptir.
Örneğin akıl havadır. Havanın özelliği nedir diye sorduğumuzda; Havanın, doğada boşluk bırakmayan, her yeri kaplayan unsur olduğunu görürüz. Ayrıca hava demek, rüzgar demektir fırtına demektir. Akılda öyledir. Akıl, boşluk kabul etmez, tüm anlam boşluklarını tarif ve tanımlayarak doldurur, örneğin metaforu tamamlamak istemesi bu yüzdendir. Metaforu tamamlarken bazen rüzgâra dönüşür, bazen fırtınaya dönüşür.


Örneğin benlik ateştir.. Ateş unsurunun özelliği nedir diye sorduğumuzda, Ateşin enerji kaynağı olduğunu görüyoruz. Ateş; elementleri birleştirir, ayrıştırır, dönüştürür. Benlikte öyledir. Enerji kaynağımızdır. İnsanları, kavramları, olayları birleştirir, ayrıştırır, dönüştürür.


Toprak bedendir. Bunu biliyorsunuz zaten. Kalp sudur. Bunu da biliyorsunuz.
Öznenin Başlangıç şartları bu eşleşme tablosudur. Muazzam durum dört unsurun bir arada hallaç olduğu başlangıcındadır. O halde şunu söyleyebiliriz, Öznenin başlangıç şartlarını yani bilincin kimyasını bu dört unsurun hallaç olduğu bir yapı olduğunu bilirsek gelecek çağı şekillendiren özneyi bilebiliriz. Geleceğin öznesini bilirsek geleceği bu şekilde öngörebiliriz.


Gora’yı seyretmişsinizdir.

Cem Yılmaz dünyayı kurtaracaktır. Dört unsuru, ateş, su, toprak ve tahta alır.. Hava yerine tahta alır. Hava akıl demektir, akıl yerine tahta alırsanız dünyanızı kurtaramazsınız. Öznenin başlangıç şartlarını değiştirirseniz sadece böyle şaheser komedi filmlere imza atarsınız.


Sonuçta öznemizin temel unsurları ile tabiatın temel unsurları özdeştir. Cem Yılmaz bunu anlatmak istemiştir.


Avcı toplayıcı çağda, öznenin tüm unsurları en güçlü haldeydi ve muazzamdı. Akıl, benlik, kalp ve beden potansiyel olarak ilk bing gibi en güçlü haline, genişleyerek ve dağılarak bugünlere getirdi. Örneğin o ilk insan konuşmak için kelimeye ihtiyaç duymazdı, telepati ile anlaşıyordu. Cümleye gerek yoktu, vücut dili her şeyi anlatıyordu. Her şey muazzamdı. Daha sonra özne büyük patlama yaşadı ve kelimelere, cümlelere ihtiyaç duyar oldu.

  • Avcı toplayıcı çağda bilinç ön plana çıktı. Akıl, benlik, kalp ve beden bir arada işliyordu. Doğa ile bütünlük söz konusu idi. Öznenin büyük patlaması bundan sonra yaşandı.
  • Tarım çağında ilk patlama yaşandı: beden (astral) ve kalp (rüya) ön plana çıktı. Beden ve kalp; birinci gurup özne bileşenidir ve iki bileşenin birliği ile ön plana çıkmıştır. Birinci gurupta kalbin (rüyanın) ön plana çıkması ile tanrı ile bütünlük söz konusu oldu. Tüm dinler bu çağda ortaya çıktı mesela.
  • Sanayi çağında bir patlama daha yaşandı; akıl(düşünce), benlik(hayal) ve kalp (rüya) bileşeni ikinci gurup özne bileşeni olarak ortaya çıktı. Üç bileşen bağımsızdı. Akıl bağımsızlaşınca bilim ve teknoloji gelişti.
  • Bilgi çağında özne bu dört unsur kapsamında yeni bir bileşenle ön plana çıkacaksa yeni değişim dönüşüm için yeni bir özne bileşeni ne olacaktır sorusuna vereceğimiz cevap geleceğin cevabıdır.


Sorumuz güzel. Bilgi çağında öznenin bileşenleri nasıl ortaya çıkacak?


Cevabımız basit aslında. Hepsi birden ön plana çıkacak.


Çağlara bakıldığında öznenin her bir unsuru sırası ile ön plana çıkmıştı. Genişleyerek dağılma böyle olmaktadır. İlgili çağda hangi bileşen ön plana çıkacaksa ilgili çağı o bileşen şekillendirir. Örneği tarım çağını kalp, sanayi çağını akıl, şimdi bilgi çağını ise benlik şekillendiriyor. Öyle de olmaktadır.


Benliğin bağımsızlığı bu çağda hayal gücünün değerini ortaya çıkarmıştır. Tüm teknolojik gelişmeler hayal gücünün bağımsızlığı ile gelişmedi mi? Babadan oğula geçen zenginlikler dönemini hayal kurma yeteneği bitirmedi mi?


Düşünün bir kere, Bill Gates; Micrasoft bilgisayar yazılımını, Elon Musk’un SpaceX’i, Mark Zuckerberg’in Facebook’u ve daha bir çok startUp hayal gücünün ürünü değil miydi?

Pandami bombası bile hayal gücünün bir yerde yeni savaş taktiği idi. Kontrollü bir savaş. Bunu parmak ısırma yönteminden anlayabiliriz. Ve bu çağ; benlik merkezli yani haya gücü merkezli başlayan bir çağdır. Hayal gücünün sınırlarını zorlayarak devam edecektir. Ve bir o kadarda tabiata yönelme söz konusu olacaktır tabiiki.


Bilgi çağını benlik kavramı üzerinden okumazsak geleceği okumada her zaman zayıf kalacağımızı bilmenizi isterim.


Yeni dünyayı şekillendirecek özne, dört unsur ile beraber bilinç bileşeni de devreye girdiğinde bilgi çağından sonraki çağ başlayacaktır. yani bilgi çağından sonraki çağda yani bin yıl sonrasında özneyi şekillendirecek bilinç bileşeninin devreye girmesi ile başlayacak olduğu gözükmektedir…

Bakın şimdi gelecek bin yıl sonrası çağın kodlarınıda söylemiş oluyoruz öyle mi? Bilgi çağından sonraki çağa, Son Çağ diyelim. Son çağ demek, göbekli tepenin bir versiyonu yaşanacak demektir. İnsanlığın en güzel çağı. Yani insanlık başladığı huzur ve mutluluk çağına geri dönecek. Varlık sahasına başladığı, hep özlenen o cennet hayatına, çok çok farklı bir gelişmişlik düzeyi ile geri döneceğiz.


İkinci öngörü tekniğimiz, gördüğünüz gibi öznenin entropisini yani dağılma ve genişlemesini takip etmektedir.


Evet değerli dostlar. Bu noktadan sonra ikinci öngörü tekniğimizin detaylarına girersek bir okyanusa girmiş olacağımız için tabiyat-özne karşılaştırmasını çok kısada olsa izah ettik ve konuyu burada bırakmak istiyorum. İkinci öngörü tekniği konusunda ikinci seri yazı döneminde daha spesifik cümleler kuracağız. Gelecek dönem konularımız:

  • 21 yüzyıl becerileri nereye kadar gelişecek ve biz kendimizi nasıl geliştirmeliyiz,⦁ Ne gibi startup icat edebiliriz,
  • Dijital icatlar nereye uzanacak, Hayal gücü derken başka neler anlamalıyız,
  • Uluslararası ilişkilerde dünyanın normali ne olacak, Türkiyeyi hangi ülkeler nasıl ve neden lider görecek. ABD, Çin ilişkisinde kimin parmağı kopacak,
  • Kişisel olarak yeni dünyaya nasıl hazırlanmalıyız,
  • Yeni ekonominin lokomotifleri olan işletme modelleri ne olacak ve sanal şirketlerle eş güdümü söz konusu olacak mı,
  • Yeni dünyanın hukuk sistemi ve kuvvet prensiplerine dayılı devlet sistemi ne olacak…
  • Bilgi çağını başlatacak sözleşme ne zaman yürürlüğe girecek,
  • Son çağ (mutluluk çağı) derken bu çağ nasıl bir çağdır.


Daha bir çok sorunun cevabını gelecek dönemde veririz artık. O halde ÖNGÖRÜ serilerine burada son vermiş olalım. Bu bölüm böylece bitsin. Gelecek yazılarımızda yani ikinci pandemi dalgasında tekrar yazmaya başlayacağız… inşallah yanılırım ve inşallah pandemi belası burada son bulur ve bende bir daha yazmaya başlamam… olur da ikinci dalga yaşanırsa bizde konunun detaylarına dalarız tabi. Bir yere gitmiyoruz herkesce’deyiz, buradayız.


Şu hikayeyi anlatıp bu haftayı kapatmak istiyorum:


“1780 yılınca, Bottineau isimli bir adam, sivil olarak Fransız bahriyesinde vazife almıştı. Bu adamın bahriyeye girmesinin sebebi; günlerce evvelinden limana gelecek gemileri görüp haber vermesindeki yeteneği idi. Bahriyenin kayıtlarına göre Bottineau, 4 senede 575 geminin limana gireceği günü tam olarak saptamıştı.


“Nauscopie” ismini verdiği bu melekesine doğuştan sahip olmadığını fakat uzun bir zaman çalışarak elde ettiğini söylermiş. Bu çalışmaya 1764 de başlamış ve bıkıp usanmadan her gün tenha sahile gidip ufukları gözetlermiş ve ancak seneler sonra hiç yanılmadan gemilerin geleceği günü saptayabilmiş.


Zamanın deniz kuvvetleri komutanı Maraşal Castirus, Bottineau’ya bin frank önermiş ve ayrıca yılda 1200 frank da para teklif ederek sırrını satmasını istemiş. Fakat o, bu parayı küçümseyerek sırını satmak istememiş”


Değerli dostlar,


Gördüğünüz gibi bizler sırrımızı sizlere açık ettik. Hiç de bir talebimiz olmadı. Olmayacak da. Yeni dünyayı böyle sahipleneceğiz. El birliği ile. Dürüst, açık, hesap verebilir, havaya girmeden, bedel ödetmeden ve en önemlisi güvenilirlik üzerine bir yeni dünya düzeni geliyor. Öyle gizli kapaklı büyük diye anılan gizli örgütlerin, ezoterik felsefenin dönemi bitmiştir. Artık tabiat gibi, açık, sade, net bir dönem başlıyor… Biz buradayız. Gelecekle ilgili hiçbir şeyden, helede bugün ki pademi bombasına bakarak gelecekle ilgili korkmanıza hiç gerek yok.. yazılarımın temel amacı buydu: Sizi gelecekle ilgili korkutanları küçümseyin… çok çok uzun sürecek bir huzur ve mutluluk çağı kapıda bizi bekliyor.


Şunu itiraf ederek bitiriyorum: beni en çok da cesaretleniren Emrecan Karaçay dostum oldu. Onun cesaretlendirmesi sayesinde yazdım hepsini. Konu bana kalsa, yurtta zaman öldürüyor olacaktım. Vizyonu ile ve özellikle Atatürk’e olan düşkünlüğü ile ve bir de bilgeliği ile Emrecan Karaçay, herkesçe.net sitesinin mimarı olarak bize imkan tanıdı. Zatıalilerine, bana herkesce.net’te imkan tanıdıkları için kucak dolusu teşekkür ediyorum.


Sloganımız neydi. Unutmayalım:


“SORUNUZ BOL VE DOĞRU OLSUN.”

Ercan Aydın
Araştırmacı Yazar

Diğer Yazılarım:

Öngörü 1 “Geleceğe Nasıl Bakmalıyız”

Öngörü 2 “Pandemi Sonrası Yeni Dünya”

Öngörü 3 “Bilgi Çağına Girdik Mi?”

Öngörü 4 – Birinci Teknik “Görünmeyenin Ötesindekiler ve Yardımcıları”

ÖNGÖRÜ-5 (Geleceğin sırrı; dar açılı üçgen)

Anketler

Hagi mi Alex mi?

  • Hagi (55%, 46 Oylar)
  • Alex (45%, 37 Oylar)

Toplam oy veren: 83

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Ercan Aydın

Ercan Aydın

Yüksek lisansımı Sağlık İdaresi İşletmeciliği alanında THK Üniversitesi'nde yaptım. Lisans Atatürk Üniversitesi iibf işletme bölümünden mezun oldum.

Kutupyıldızı yayınevinden çıkmış üç kitabım var:
1 TEVAZU VE KİBİR
2 MÜKEMMEL YÖNETİMİN RUHU
3 UYGULAMALI KAOS TEORİSİ

Kurumlara, liselere ve üniversitelere kişisel gelişim seminerleri veriyorum.
Yaşam koçluğu ve şirketlere danışmanlık yapıyorum...
Vizyonum; yeni dünya düzeni şekillenirken Türkiye'nin dünyanın lider ülke olmasını sağlamak ve bu sebeple de Bilgi Çağının Montesquieu'si olmak.
Araştırmacı Yazar
ercanca@herkesce.net

Yorum

Bir Cevap Yazın

  • Pek sevgili kardeşim Ercü. Yazılarını ilgi ile okuyup kafa patlatıyor beyin yakıyorum. Senin yerin artık İyibir tv kitaplarını anlatmalısın. İnşallah tv lerde görürüz seni. Teşekkür. .iyiki varsın. .

Haftanın Yazarı

Nazlı Öztürk

Nazlı Öztürk

1998 doğumluyum ve Sakarya'da yaşıyorum. Kendi kullandığım ürünleri, makyaj tüyolarımı, bakım tekniklerimi ve tariflerimi sizlerle paylaşmak için buradayım.

%d blogcu bunu beğendi: