Deprecated: EV_Widget_Entry_Views içindeki WP_Widget oluşturucu yordam 4.3.0 sürümünden bu yana desteklenmiyor! Yerine __construct() kullanın. in /home/herkesce/public_html/wp-includes/functions.php on line 4807
Dünyayı Kaldıran Adam Naim Süleymanoğlu -

Dünyayı Kaldıran Adam Naim Süleymanoğlu

Merhabalar herkesçe.net okurları.

Bu hafta “futbolun biraz dışına çıkayım ve farklı  bir spor dalında efsane olmuş bir ismi yazayım”  istedim.

Tarih: 20 Eylül 1988..

Lise yıllarındayım ve evdeyim. Öğleden sonra saat 3-4 civarı falan. Birden rahmetli babamın evden içeri girdiğini görüp şaşırdım. İlçede erkek terziliği yapan babam normalde asla işini gücünü bırakıp ta, bu saatte eve gelmezdi. Sebebini sorduğumda Naim Süleymanoğlu’nun  halter müsabakasını izlemek için eve geldiğini belirtmişti. Gerçekten de o gün 1988 Seul Olimpiyatları’nda Naim Süleymanoğlu podyuma çıkacaktı. Bütün ülke işini gücünü bırakmış, tamamen O’na konsantre olmuştu. Sokaklar bomboştu. Aynen futbolda yarı final oynadığımız 2002 Dünya Kupası maçları sırasında yaşanan bir ambians vardı ülkede.

Peki, sporla güreş dışında pek haşır neşir olmayan babamı bile işinden gücünden eden bu Naim Süleymanoğlu kimdi acaba ?

23 Ocak 1967’de Bulgaristan’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kırcaali’de doğmuştu. Halter yeteneği 11- 12 yaşlarında, bir çocuk parkında oyun oynarken keşfedildi. Boyunun kısa oluşu en önemli özelliğiydi. Önceleri Naum Şalamanov adıyla başarılar kazanmıştı. Daha sonra Bulgaristan Devlet Başkanı Todor Jivkov’un asimilasyon politikaları nedeniyle mutsuzluğa kapıldı. Türkler’in adlarının değiştirilmesi, Türkçe konuşma yasağı, sünnet yasağı, zorunlu göçler, dışlamalar derken, bunları asla içine sindiremedi. 1986 yılında Avustralya’daki turnuva sırasında, zamanın başbakanı Turgut Özal’ın bilgisi dahilinde, Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in ortak operasyonuyla Türkiye’ye getirildi. Onun gelişi ile bütün dünya, Bulgaristan’da Türkler’e yapılan zulmü öğrenmiş oldu.

Bulgar hükümeti, O’na son model otomobiller, en pahalı evler ve yüklüce bir para teklif etmesine rağmen, kendi onurunu asla ayaklar altına almamış, Bulgarlar’ın “Bu ülkede Türk yok” diye inkar ettiği 1 milyondan fazla Türk’ün yaşadığı acıyı ve zulmü de görmezden gelmemiştir.Ayrıca kaçışının çok ses getirmesi için olimpiyatlardan önce iltica etmeyi planlamış, Türkiye’ye geldiğinde tüm dünya televizyonlarına Jivkov’un yaptığı zulümleri anlatmıştır. İltica edeceğini Bulgar istihbaratının öğrenme ihtimaline karşı kendi ailesine bile söylememiş, veda bile edemeden kilometrelerce uzağa göç etmiştir.

Ülkemizde “Örtülü ödenek” kavramıyla ilk kez Naim Süleymanoğlu sayesinde tanışmış olduk. Naim’in olimpiyatlarda Türkiye adına yarışabilmesi için Bulgaristan’a verilen para devletimizin bütçesinden karşılanmıştı. O zamanın parasıyla tam 1 milyon dolara asrın transferi yapılmış ve 7-8 yıl sürecek Naim Süleymanoğlu efsanesi resmen başlamıştı.

Neyse, biz yazımızın başındaki 20 Eylül 1988 tarihine dönelim. Hepimiz büyük bir heyecan içinde evde TV başındayız. O dönem yine Bulgaristan Milli Takımı bütün sıkletlerde çok iddialı. Bir de başlarında dünyanın en iyi antrenörü İvan Abaciev bulunuyor. Tabii Yunanlılar ve Ruslar da iddialı. Naim’in 10 rakibi var. Müsabaka başladı ve Naim adeta rakipleriyle alay edercesine ağırlıkları birer birer kaldırdı. Rahmetli spor spikeri Hüseyin Başaran’ın “Haydi Naim, oldu Naim, işte Naim” haykırışları hala dün gibi kulaklarımda çınlıyor. 1988 Seul olimpiyatlarında 6 dünya ve 9 olimpiyat rekoru kırarak büyük bir zafer kazanmıştır. Türkiye’ye olimpiyatlarda güreş dışında ilk altın madalyayı kazandıran sporcudur. Düşünün yani, koskoca Türkiye, olimpiyatlardaki son altın madalyasını bundan tam 20 yıl önce 1968’de güreşte kazanabilmişti.

Bu olimpiyatlarda Naim; hem Bulgaristan’da eziyet ve baskı gören Türkler’e umudu, mücadeleyi ve özgürlüğü aşılamış; hem ülkemizde insanların hasret kaldığı başarıyı, kenetlenmeyi ve onlarca rekoru-madalyayı kazandırmış, hem de İstiklal Marşı’mızı dünyaya ezberletmişti. O da yetmemiş, dünyaca ünlü TİME dergisine kapak olmuştur. 1992 yılında “Dünyanın en iyi sporcusu” seçilmiştir. 1988 Seul, 1992 Barcelona ve 1996 Atlanta olimpiyatları olmak üzere üç kez olimpiyat şampiyonu oldu.8 kez dünya şampiyonu oldu, Tam 46 dünya rekoru kırdı. Kendi kilosunun üç katından fazlasını kaldırarak, inanılmazı başardı.

Bu arada şunu da belirteyim. Benim atalarım da 1936’da Bulgaristan’dan ülkemize göç etmiş insanlar. Haliyle bizler daha çok gururlandık kendisiyle. Sonuçta, başta Bulgaristan Türkler’inin olmak üzere, kendini bu coğrafyaya ait hisseden tüm insanların büyük gururu oldu.

Herkes te bilir ki , son dönemlerde bu ülkenin insanları çok seyrek bir araya gelir ve nadiren birlik-beraberlik olur. Şu an çeşitli spor branşlarında tamamen siyasete alet olmuş güreşçiler, atletler, futbolcular ne yaparlarsa yapsınlar, bizleri bir daha asla bu şekilde bir araya getiremezler. Bu gerçeği herkes biliyor.

Milli takımı adeta çiftliğe çeviren, hak etmediği halde milyonlarca lirayı kazanan futbolculara verilen değerin onda biri bile O’na verilmedi. Hem devlet, hem de millet olarak O’na sahip çıkamadık. Düşünün, bu efsanenin ismi bir tane bile büyük spor salonuna veya tesisine verilmedi. İsmi verilenler acaba onun yaptıklarının %1’ini yapabilmişler mi bu ülke sporu için ?

Spor alanında en etkin görevlerde yer alması, Spor bakanı ya da Halter federasyonu başkanı gibi mevkilere getirilmesi gerekirken, tam aksine bir kenarda sağlığının bozulmasına, kendini bitirmesine seyirci kalınmıştır. Bütün dünya spor camiasının, saygı duyduğu bir sporcuyu, inanılmaz başarılarıyla,a bir çöp kovası gibi yapayalnız, sahipsiz ve desteksiz bırakarak, ölüme terk etmiştir bu ülke!

Haa, şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Ülke olarak çalışmadan, hak etmeden kazanç sağlamak, hazır yetişmiş sporculara konmak  ve bunun için pek çok ahlaki değeri göz ardı etmek, maalesef milletçe özümüzde var. Kendi yetiştirmediğimiz bir sporcuyu milliyeti üzerinden sahiplenerek transfer ettiğimiz ve başarılarını sahiplendiğimiz de maalesef acı bir gerçek. Düşünün, Bulgaristan Devleti, 1 milyon Türk arasından onlarca halter şampiyonu yetiştirmeyi başardı. Biz ise Türkiye’de 80 milyonun içinden Naim’in boşluğunu dolduracak yeni sporcular yetiştiremedik. Günümüzde halter branşı artık Çinlilerin egemenliğinde. Bu da bizim utancımız olsun.

Hala ülke olarak belli bir spor politikamız bulunmuyor. Vizyonumuz veya misyonumuz pek çok alanda olmadığı gibi, spor içinde de bulunmuyor. Son yıllarda Türkiye için koşan Afrikalı bir atlet, boks yapan melez bir Kübalı veya masa tenisi oynayan “Melek Hu” gibi Çinli örnekler ortada öylece duruyor. Niye kendimiz yetiştirelim ki? Hazıra konmak daha kolay.

Son olarak, ilk gençlik yılları kahramanım olan Naim Süleymanoğlu için bir de sinema filmi çekildi ve Kasım 2019’da vizyona girdi. Ben de o filmi ilgiyle izledim. Gerçekten o zamanlar hiç anlamamışız, O’nun rekorları nasıl bir motivasyon ile kırdığını. Zaten inanılmaz saygı duyduğum bir sporcuydu. Filmde öğrendiklerimden sonra gözümde daha da büyüdü.  “Cep Herkülü Naim” filmini herkesin izlemesini tavsiye ederim.

O’nun başarılarına şahit olmayanlar, o müsabakaları canlı yayında izleyemeyenler, kıymetini asla anlayamayacak. Bu ülkeye yaşattığı gurur ve ülkenin adını dünyanın en ücra köşelerine kadar duyurması da bambaşka bir başarı öyküsü.

Mekanın cennet olsun KÜÇÜK DEV ADAM !!!

NECİP ERKAN

Diğer yazılarım: 

Sporda Kazanmak Her şey Midir?

Futbol Covid-19’a Karşı

FUTBOL TARAFTARLIĞI VE EKONOMİK BOYUTLARI

Fenerbahçe Taraftarı

Taşova’dan Bir Sokak Futbolu Nostajisi

Anketler

Hagi mi Alex mi?

  • Hagi (55%, 46 Oylar)
  • Alex (45%, 37 Oylar)

Toplam oy veren: 83

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Necip Erkan

Necip Erkan

Amasya Taşova doğumluyum. İlk-Orta ve Lise öğrenimini Taşova'da tamamladıktan sonra, 19 Mayıs Üniversitesi Amasya Eğitim Fakültesinden mezun oldum. Diyarbakır ve Çorum'daki öğretmenlik yıllarından sonra, İstanbul'daki çeşitli okullarda yönetici olarak görev yaptım. Şu an İstanbul Pendik Halk Eğitimi Merkezi'nde Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktayım.

Yorum

Bir Cevap Yazın

  • Kardeşim eline, diline sağlık. Bu milletin bir hasleti de malesef nankörlüğü. Her seyi çabucak tukettigimiz gibi belki yuzyilda yetismeyecek insanlari bir çırpıda harcayıp geciyoruz. Mekani cennet olsun. Yazilarini ilgiyle takip ettiğini bilmeni isterim. Sevgi ve selamlarimla.

Haftanın Yazarı

Nazlı Öztürk

Nazlı Öztürk

1998 doğumluyum ve Sakarya'da yaşıyorum. Kendi kullandığım ürünleri, makyaj tüyolarımı, bakım tekniklerimi ve tariflerimi sizlerle paylaşmak için buradayım.

%d blogcu bunu beğendi: